31 Ağustos 2010 Salı

DEKATLON/ İBN-İ HALDUN, SABIK TKP MERKEZ KOMİTE ÜYESİ MEHMET BOZIŞIK YOLDAŞI SAYGIYLA YAD EDER...



Engin Ardıç’ın 23 ağustos tarihli Sabah gazetesindeki “Korkma yavrum” başlıklı yazısına gelince. Ardıç “Bir zamanlar “Boz Mehmet” diye bir adam vardı, “eski tüfeklerden”, gizli TKP üyesi, sıkı komünist. Boz Mehmet aynı zamanda bir fabrikatördü. İzmir’de fabrikası vardı” diyerek yazısındaki yoruma örnek gösteriyor. Söylediklerini tekrar etmeyeceğim çünkü hem aktarılan bilgi doğru değil hem de incitici. Umarım Engin Ardıç tanıklığımdan sonra tarihe bir düzeltme gönderir. Öyle sanıyorum ki bir başkasıyla karıştırmış.
Ardıç’ın sözünü ettiği Boz Mehmet ya da tam ismiyle Mehmet Bozışık benim, uzun yıllar çok yakından tanıdığım bir komünistti. 1987’de benden sonra ülkeye dönen arkadaşlarımın arasındaydı ve birlikte cezaevinde yattık. Eski TKP’nin Merkez Komite üyesiydi. 90 yaşında İstanbul’da öldü. Ne İzmir’de ne de başka bir yerde fabrikası olmuştur. Hayatını hep emeğiyle, işçilik yaparak kazanmıştı. Ölürken iki göz odadan ibaret küçük bir evi vardı yalnızca. Bu kısa yazıda özgeçmişini sıralayacak değilim. Ancak hayatı polis takibinde, yargılamalarda, işkencelerde geçmiş bir kavga insanıdır Bozışık. Bunlar bir yana 40’lı yıllarda Hitler faşizmine karşı, herkes kuyruğunu kısmışken bu ülkede bir avuç komünist, TKP’li enternasyonal ruhla direnmiş, anti-faşist ses vermişlerdi. Nâzım Hikmet, Sabiha Sertel, Ağa Han ödüllü Nail Çakırhan, Suat Derviş, Behice Boran hemen aklıma gelen isimlerden. Mehmet Bozışık da o dönemin komünistlerinden.
Bu kadarıyla bile saygıyı hak eder sanırım.

nabi.y@superonline.com

SEYİT RIZA DİYOR Kİ: "HER ŞEYLE BAŞ ETTİM SİZİN YALANLARINIZLA BAŞ EDEMEDİM!"

30 Ağustos 2010 Pazartesi

21 Ağustos 2010 Cumartesi



http://www.burokrathaber.com/content_images/newsImages/title/numan_kurtulmus_5.jpg

Genelkurmay'ın Heron açıklaması tatmin etmedi: İddialar yine cevapsız

Genelkurmay Başkanlığı, Heron skandalı konusundaki suskunluğunu 20 gün sonra bozdu. Ancak internet sitesinden yapılan açıklama kamuoyundaki tereddütleri gidermedi. Heron görüntülerine rağmen 6 askerin şehit olduğu Hantepe baskınına neden müdahale edilmediğine tatmin edici cevaplar verilemedi. Açıklamada çelişkili ifadeler dikkat çekerken, birçok soru yine cevapsız kaldı.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1018629&title=genelkurmayin-heron-aciklamasi-tatmin-etmedi-iddialar-yine-cevapsiz

20 Ağustos 2010 Cuma

DEKATLON, HOCAEFENDİ'YE SELAM VE SAYGILARINI İLETİR...


Foto:http://www.ziza.net/web/adana/modules/news/images/abdullah_gul.jpg

20 Ağustos 2010 19:55

Cumhurbaşkanı AbduÇıkışta gazetecilere açıklama yapan Hosrof Dink, Cumhurbaşkanı Gül'ün davetine teşekkür ederek, ''Yalnız çok özel konular konuştuk. Bu özel konular bir acı paylaşımıydı, bir dertleşmeydi. Hepsi bundan ibarettir'' dedi.

Hosrof Dink, gazetecilerin sorularını yanıtsız bıraktı.

Bu arada, Tarabya Köşkü'ne taksiyle gelen Hosrof Dink, görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığının tahsis ettiği bir araçla ayrıldı. llah Gül'ün, öldürülen gazeteci Hrant Dink'in kardeşi Hosrof Dink ile görüşmesi sona erdi. Tarabya Köşkü'nde basına kapalı gerçekleşen görüşme yaklaşık bir saat sürdü.
http://www.cafesiyaset.com/haber/20100820/Gul-Hrant-Dinkin-kardesi-Hosrof-Dinkle-gorustu.php

"DEMOKRATİK KURTULUŞ SAVAŞI VERİYORUZ"


Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, anayasa değişikliği referandumu ile ilgili olarak, "Demokratik kurtuluş savaşı veriyoruz. Bu savaşa devam edilecek ve bunun için halkın desteğini istiyoruz" dedi.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1017967&title=bakan-yildiz-demokratik-kurtulus-savasi-veriyoruz
foto:http://www.habervesaire.com/site_media/uploads/2009/12/04/taner_yildiz.jpg

19 Ağustos 2010 Perşembe

DEKATLON: ÖNCE İNSAN!

Katil, savunmasını yaptı: “Dink Türklüğü aşağıladı, nefret söyleminde bulundu. Bu tür yazılar halkı tahrik eder, kamu suçu oluşturur”, “Dink gerçek ve yakın biçimde tehdit edilmiş olsaydı koruma için yerel makamlara başvurur ve koruma isterdi”

Yok, biz yanlış anlamışız; Dink Ailesi’nin AİHM’de açtığı davada Türkiye’nin verdiği savunma imiş bu. Hükümetin görevlendirdiği yetkili kişiler hazırlıyor bu savunmayı. “Türklüğü aşağılamak ve halkı kışkırtmak” suçundan cezalandırılan Dink’e emsal gösterdiği dava Nazi lideri Kuhnen ile Alman hükümetinin davası!

Devletin ve savunmayı gönderen hükümetin, cinayette ihmali olan kamu görevlilerini yargılamak yerine Hrant Dink’i suçlayan, Hrant Dink’e bir Nazi liderini emsal gösteren ve bundan anlaşılan o ki utanmayan savunmasından yine bizler, yani bu davanın mağdurları, takipçileri ve tanıkları olan bizler, Hrant Dink’in arkadaşları; utanç duyuyoruz, içimizin öfkeyle kaplandığını hissediyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin AİHM’de verdiği savunmayı kabul etmemiz mi bekleniyor? Bizlerin bu davanın ilerleyişinde adaletin tecellisine güvenmemiz mi bekleniyor? Bu davadan çıkacak sonucun yeni bir Hrant Dink cinayetinin daha işlenmesini önleyecek bir adalet duygusu mu yaratacağı, yoksa “yapanın yanına kâr kalıyor” fikrini mi pekiştireceği düşünülüyor?

UTANIYORUZ, ÖFKE DUYUYORUZ
Dink cinayetinde dahli açık olan, görevlerini ihmal ettikleri bilinen, Dink’in valiliğe çağrılıp tehdit edilmesine ses çıkarmayan İstanbul eski valisi Muammer Güler, İstanbul eski emniyet müdürü Celalettin Cerrah gibi isimlerin, ısrarla davada yargılanması talep edilen devlet görevlilerinin sorgulanma bir yana, ödüllendirilerek daha üst görevlere getirilmelerindeki mesajın da elbette farkındayız.

AİHM’e gönderilen savunmanın derhal geri çekilmesini ve bu savunmayı hazırlayanlar ve onaylayanlar hakkında derhal soruşturma başlatılmasını istiyoruz. Hükümetin ve bu savunmada dahli olan bütün devlet kurumlarının açıklama yapmasını ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve hükümetin derhal, aralara sıkıştırılmış beyanatlarla yaptığı geçiştirmeyi bir kenara bırakıp Dink ailesinden ve bu davanın takipçisi olan herkesten kamuoyu huzurunda özür dilemesini talep ediyoruz.

HRANT'IN ARKADAŞLARI
http://www.hranticinadaleticin.com/tr/index.php

18 Ağustos 2010 Çarşamba

DEKATLON, NUTK EYLEDİ!

Derince Kazın Kuyusun
İnim İnim İnilesin
Kefen Dikmeye İğnesin
Verenin De Avradını

TASHİH: VESAYET REJİMİ PANİKLEDİ...DAHA DA DOĞRUSU "DÜMEN"İ KİTLENDİ...

HSYK panikledi
HÜSEYİN GÜLERCE
19/08/2010


Her geçen gün, referandumun nasıl hayatî bir dönüm noktası olduğunu daha iyi anlatıyor. İşte HSYK'daki; İstanbul, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere özel yetkili mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen değiştirmeye dönük son hamle... Ergenekon ve Balyoz davalarında, açıkça kontrolü ele geçirmek istiyorlar.
Sadece HSYK değil, TSK içinde, Dışişleri Bakanlığı'nda, medyada müthiş bir direnç var. Dışişleri Bakanlığı bürokratları, hükümete rağmen, Hrant Dink cinayeti ile ilgili AİHM'ye, cinayeti savunan açıklama gönderebiliyor... Ama Sayın Cumhurbaşkanı Gül ne diyor? "Maalesef yeterli tedbir alamadığımız için bir vatandaşımızı kaybetmişiz." diyor. Direnenler, hükümetin içinde bile var. Hantepe baskınında Heron skandalı ile ilgili 20 gündür Genelkurmay açıklama yapmıyor. Darbeyle yönetilen ülkelerde bile böyle bir suskunluk olmaz. Hâlbuki Cumhurbaşkanı Gül, "hiçbir şeyin üstünün kapatılamayacağını, iddiaları incelettiğini" söylüyor. Yanlışları olanların ayıklanması gerektiğinin altını çiziyor...

Vesayet rejimine payanda haline getirilmiş kurumlarla, gazetelerle, televizyonlarla, demokratikleşmenin nasıl engellendiğini artık ayan beyan görüyoruz. Ama az kaldı. 13 Eylül sabahı Türkiye, yeni bir demokrasi heyecanı, şevki ve kararlılığı ile uyanacak. Çünkü referandum günü yaklaştıkça, meseleyi AK Parti ile hesaplaşmaya döndürmeye çalışan hayır cephesinin inandırıcılığı, ikna kabiliyeti giderek zayıflıyor.

Artık karanlık bir ülkede yaşamak istemiyoruz.

Burası nasıl bir ülke ki; Ecevit'e 29 Mayıs 1977 günü İzmir Çiğli Havaalanı'nda, yaklaşan bir polis ateş açıyor. Suikastta kullanılan silahtan Türkiye'de 3 tane bulunduğu ve Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait olduğu belirleniyor ve olay örtbas ediliyor.

Burası nasıl bir ülke ki; 2002'de, Ecevit başbakan iken ortadan kaldırılmak isteniyor? Helikopter faciasında hayatını kaybeden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun kazaya mı kurban gittiği, yoksa suikasta mı uğradığı sorusu hâlâ ortada duruyor...

Burası nasıl bir ülke ki, bir Genelkurmay Başkanı, Org. Hilmi Özkök, zehirlenme ihtimali yüzünden yemeğini sefertası içinde evinden getirtiyor? Bir Jandarma Genel Komutanı'nın, Eşref Bitlis'in ölümü üzerindeki sis perdesi hâlâ dağılmıyor... Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve Albay Rıdvan Özden cinayetleri hâlâ faili meçhuller arasında bulunuyor...

Burası nasıl bir ülke ki, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümü hâlâ karanlıkta kalıyor? Eşi Semra Özal; "Turgut Bey'e, ısrarlarımıza rağmen otopsi yaptıramadık." diyor. Oğlu Ahmet Özal; "O kadar tuhaf olaylar oldu ki şüphelenmemek mümkün değil. Bize kan örneklerini aldıklarını söylediler. Bazı parçaları birleştirip şüphelerimiz artınca bu kan örneklerini istedik. Önce 'tamam, yarın veririz' dediler. Ertesi gün aradık. 'Kusura bakmayın, yanlışlıkla dökülmüş' cevabını verdiler." diye feryat ediyor...

Burası nasıl bir ülke ki, provokasyonlarla, "isyan ettiler" denilerek, Dersimliler, Sabiha Gökçen'in de pilot olarak katıldığı uçak filosu tarafından 4 Mayıs 1937'den 1938 sonbaharına kadar bombalanıyor, 40 bin masum insan katlediliyor? En alçaktan en çok bomba attığı için o Sabiha Gökçen'e daha sonra madalya takılıyor...

Ben artık ülkemin karanlıklar içerisinde kalmasına tahammül edemiyorum. Ülkem aydınlığa çıkmalı. Beni siyaset, AK Parti, CHP, MHP ilgilendirmiyor. Yeter diyorum. Ben artık, binlerce faili meçhul cinayetin işlenmediği, herkesin hesap verebildiği, hukukun üstün olduğu, hürriyet ve özgürlüklerin evrensel standartlara ulaştığı bir ülkede yaşamak istiyorum. Herkes tavrını netleştirmeli. Yerimizi şimdi belli etmeyeceğiz de ne zaman belli edeceğiz?

Onun için ben, yüreğimden gelerek, bir umuda çağrı yaparak ve göğsümü gere gere evet diyorum...
http://www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=1017469

DEKATLON, KÜRT HASAN'IN BABASINA GEÇMİŞ OLSUN DİLEKLERİNİ İLETİR...

http://www.taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-ey-siz-sahipsizler.htm

16 Ağustos 2010 Pazartesi

DEKATLON/ AHL AL-BAYT, SAYIN FARUK ÇELİK'E ALEVİ KARDEŞLERİMİZİN SORUNLARINA GÖSTERDİĞİ İLGİDEN DOLAYI TEŞEKKÜR EDER...


foto:http://yusufeli.tk/userfiles/faruk_celik1be006a9bbdd3ffc4by.jpg

DEKATLON, HER İKİ CİHANDA VESAYET REJİMİNDEN DAVACIDIR!

YETERLİ KANIT VAR, DEKATLON AÇIKLAMA BEKLİYOR!

Heronların saniye saniye görüntülediği Hantepe baskını konusunda Genelkurmay 15 gündür suskun. Savunma Bakanı Vecdi Gö nül'ün 'Görüntüler Hantepe değil' sözlerine ise saldırıdan yaralı kurtulan gaziden yalanlama geldi: "Heron görüntüleri bizim çatıştığımız tepeye ait."
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1016290&title=hantepede-yarali-kurtulan-asker-zamana-konustu-heron-goruntulerini-izledim-kosan-o-asker-benim

DEKATLON, SAYGIYLA YAD EDER...

15 Ağustos 2010 Pazar

SAYIN ERTUĞRUL GÜNAY'A BİR ARTI DAHA...


foto:http://www.haberaktuel.com/images/news/79465.jpg

Bu tarihi günü yaşamalarına yardımcı olan hükümete, özellikle Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a, Trabzon'daki devlet yöneticilerine ve yerel yöneticilere şükranlarını sunduğunu ifade eden Bartholomeos, ''Birlikte yaşam kültürü medeniyetimizin bizlere bıraktığı bir mirastır. Bu mirası yaşatalım ve öğretelim ki artık bu konularda acılar vuku bulmasın, ailelerin yürekleri yanmasın. Ortadoğu ve Kafkas halklarına ve tüm insanlığa barış, huzur, mutluluk gelsin. Bu vesile ile Ramazan ayınızı kutlarız. Huzur, sabır ve ibadetle bu anlamlı ayı yaşamanızı temenni ederiz'' diye konuştu.
http://www.bugun.com.tr/haber-detay/113626-bartholomeos-tan-9-padisaha-dua-haberi.aspx

12 Ağustos 2010 Perşembe

A.A. EMİN AĞABEY DİYOR Kİ: Devlet emriyle öldürmek

Binlerce insan öldürüldü Güneydoğu’nun sokaklarında.

Sevgilisiyle el ele parkta dolaşan gençleri bile alıp götürerek işkencelerle öldürdüler.

Herhangi bir ahlaksız muhbirin işareti, en küçük bir kuşku, insanların öldürülmesine yetiyordu.

JİTEM üyesi olan en düşük rütbeli subaylar bile keyiflerince ölüm emri verebiliyorlardı.

“Beyaz Toros’a binen” genellikle bir daha evine dönemiyordu.

Şimdi o “faili meçhul” dosyaların bir kısmı açılıyor, ölümlerin hesabı sorulmaya başlanıyor.

Tam bu aşamada, emekli Korgeneral Atilla Kıyat, Habertürk televizyonunda bir açıklama yaptı.

Dedi ki, “o ölümlerin emirlerini o dönemin yöneticileri verdi, öldüren subaylar sadece emirlere uydular.”

Korgeneral Kıyat sıradan biri değil, ordunun zirvelerine yükselebilmiş, devleti ve orduyu bilen biri.

Söylediğini bilerek söyleyen biri.

Subayların “emir alarak” da olsa insanları sokaklarda, işkencehanelerde, dere kenarlarında, köprü altlarında vurmaları onların suçlarını hafifletmez, NAZİ cellâtlarının hepsi de emirle öldürdüler ama bu durum onları suçluluktan kurtarmadı.

Kendisine “bir sivili sokakta öldürmesi için” emir verilen subay, askerliğe de, yasaya da aykırı olan bu emre itiraz etmezse suçlu duruma düşer ve bu suçun hesabını verir.

Kıyat’ın sözleri, bugün yargılananları kurtarmaz ama “yargılanması gereken” herkesin henüz yargılanmadığını gösterir.

Emekli korgeneralin sözlerini bir “suç duyurusu” olarak kabul etmek zorunda savcılar.

Ve, “faili meçhul” soruşturmalarını o dönemin sivil ve asker bütün yöneticilerini kapsayacak biçimde genişletmeliler.

Bu cinayetlerin içinde kim varsa, cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı yasaların önünde hesap vermeli.

Hiçbir makamın “cinayet suçu” karşısında dokunulmazlığı yoktur.

Kimse, “gidin Kürtleri öldürün” diye emir veremez.

JİTEM’ci subaylardan, eski ülkücülerden, mafyadan oluşmuş “ölüm mangaları” oluşturarak insanları öldürtemez.

Korgeneral Kıyat’ın sözlerinin ne anlama geldiğini anlamak için Susurluk dosyalarını da yeniden açmak gerekir.

Sadece, askerlerle politikacıları değil, o dönem bu cinayetlerin üstünü örten, soruşturmayan, dosyaları savsaklayan, görevini yapmayan savcılarla yargıçlar da bu “soruşturmaya” dahil edilmeli.

Korkunç bir Kürt kıyımı yaşadığımız o dönem, bu toplumu da, bu devleti de mahvetti.

Çürüttü.

Mafyayla ilişkili generallerin, Yargıtay başkanlarının, MİT görevlilerinin, subayların ortaya çıkmasına neden oldu.

Devlet görevlileri bir yandan Kürtleri öldürürken bir yandan da paylaşamadıkları “uyuşturucu” paraları için birbirlerini öldürdüler.

Bunları unutmaya hakkımız yok.

Hemen hemen herkesin “ailesinden” birini bu korkunç kıyıma kurban verdiği o dönem için Kürtlere “unutalım gitsin” diyemeyiz.

Bu ülkenin sadece bir “özür” borcu yok Kürtlere, o suçların bir daha işlenmeyeceğini, bir daha kimsenin öldürülemeyeceğini, işkence görmeyeceğini garanti edebilmemiz için bütün sorumluları da yargılamalıyız.

Çocuğunun, babasının, kardeşinin, eşinin cenazesini bile bulamamış insanlar yaşıyor Güneydoğu’da.

“Cinayet emirlerini” verenlerin ellerini kollarını sallayarak dolaşması onların acılarına hakaret etmekten başka ne anlama gelir?

Bugün bu ülke barışa ulaşmakta bu kadar zorlanıyorsa, bunun en temel nedenlerinden biri o dönem Kürtlere yaşatılan o büyük acıdır, o kahredici çaresizliktir, hesap sorulmasının bile yasaklanmasıdır, katillerin her mahkemeden sırıtarak çıkmasıdır.

Kürtler o günleri nasıl unutur?

Niye unutsunlar?

Bir daha o katliamın yaşanmayacağına nasıl güvensinler?

Niye güvensinler?

Katilleri ve o katillere emir verenleri bulmak zorundayız.

Sadece Kürtlere karşı değil, bütün insanlığa karşı borcumuz bu.

Bu, bir insanlık suçu çünkü.

Bu insanları yakalayın ve eski cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı falan demeden götürüp Diyarbakır’da yargılayın.

Bu yargılamalarla Kürtlerden ve bütün insanlıktan özür dileyip, vicdanımızdaki ağır yükü de belki bir nebze hafifletebiliriz.

ahmetaltan111@gmail.com

9 Ağustos 2010 Pazartesi

EMEKLİ ETMEYİN... TESLİM OLUYORUZ - LALE KEMAL / MEHMET BARANSU - Istanbul - 09.08.2010


http://www.taraf.com.tr/haber/emekli-etmeyin-teslim-oluyoruz.htm

'Delilleri karartma şüphesi var Balyoz sanıkları açığa alınmalı'

Haklarındaki yakalama kararı kaldırıldığı için tutuksuz yargılanacak olan Balyoz sanıklarıyla ilgili hukukçulardan önemli uyarılar geldi.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1013923&title=delilleri-karartma-suphesi-var-balyoz-saniklari-aciga-alinmali

1 Ağustos 2010 Pazar

BİR SİKKE HİKAYESİ! UZMAN ÇAVUŞ TANJU ÇAVUŞ!

Aynı film

Biz Türkler aynı filmi defalarca izlemeyi pek severiz. İçinde olup biteni, iyiyi, kötüyü, her türlü entrikayı, dahası sonunu bildiğimiz halde oturur sanki ilk kez izliyormuş gibi heyecanla ve inanarak izleriz.
Hatay'da sahneye konulan filmin de daha önceki filmlerden farkı yok. Yani birinci vizyon bir çalışma değil. Geçmişte pek çok kez sahnelenmiş, yakın geçmişte birtakım mihraklar tarafından senaryosunun üzerinden geçilmiş, her türlü çekim planı yapılmış, aktörleri seçilmiş, rolleri dağıtılmış bir filmden başka bir şey değil.

Hatay'da oynanan kanlı oyun ile Erzincan'da oynanmak üzere iken ellerine yüzlerine bulaştırdıkları oyun arasında pek bir fark yok. İstihbarat birimlerinin yarın başka yerlerde, İzmir'de, Balıkesir'de, Bursa'da da sahneleneceğini rapor ettiği filmlerden başka bir şey değil Hatay'da yaşananlar.

İsterseniz gelin film akışına göre olayı kurgulamaya çabalayalım.

Sahne 1: İlçenin kaymakamı başka bir ile vali yardımcısı olarak tayin ediliyor. Ancak Danıştay kararıyla tekrar eski görevine dönüyor.

Sahne 2: İlçedeki bir yerel siyasetçiye ait maden ocağına plakası belli olmayan ISUZU marka bir kamyonetle Jandarma İstihbarat'ta çalışan 1'i astsubay, 2'si uzman çavuş üç asker geliyor.

Sahne 3: Bir süre sonra bu siyasetçiye ait gri renkli araç madenden ayrılıyor. Kısa bir süre sonra üçü sivil, ikisi terörist kıyafetli 5 kişi tarafından aynı araç durduruluyor. Cep telefonu ve arabası alınan yerel siyasetçi, teröristlerce rehin alınıyor. (Dikkat buyurun, terörist örgütün düşman olarak nitelediği bir partinin temsilcisi olduğu halde kılına dahi zarar verilmiyor.)

Sahne 4: TOKİ konutları polis noktasına saldıran 3 sivil kıyafetli terörist, 4 polis memurunu şehit ediyor. Öyle bir saldırı ki, şehit olan polisler silahlarına bile davranamıyorlar. Tıpkı Gaffar Okkan suikastında olduğu gibi.

Sahne 5: Olaydan sonra araçta 300'den fazla mermi izi bulunuyor. Bir komutan aracın kriminal kontrol için emniyete çekilmesine izin vermiyor.

Sahne 6: Saldırıyı duyan emniyet, saldırganların peşine düşüyor. Bu esnada tam bir bilgi ve ihbar kirliliği yaşatılıyor. Emniyete onlarca ihbar gelerek dikkatler başka yönlere çevriliyor. Ancak polis saldırıda kullanılan aracın izini bulup peşine düşüyor. Saldırıyı gerçekleştiren araç kıskaca alındığı esnada gizli bir ihbar başka bir aracı ihbar ediyor ve dikkatleri ikiye bölüyor.

Sahne 7: İhbar yapılan araç, ateş edilerek durduruluyor ve içindeki üç kişi emniyete alınıyor.

Sahne 8: Saldırının gerçek faillerini taşıyan araç ise halen takipte. Ancak yine sıra dışı bir şey oluyor ve ilçe içerisinde, 'PKK'lılar yakalandı, hadi gidip linç edelim' diye yaygara çıkartılıp binlerce insan emniyet önüne toplatılıyor.

Sahne 9: Bu yaygarayı çıkaranın bir askerî uzman çavuş olduğu belirleniyor. Üstelik görev yeri Hatay değil Bingöl. Bu personelin niçin Hatay'da bulunduğu ise ayrı bir bilinmeyen.

Sahne 10: Gerçek failleri taşıyan araç kaza yapınca failler ormanlık alana kaçıyorlar. Alanı çevirmeye alan polislere '5 kişi emniyeti bastı, linç tehlikesi var' deniliyor, polisler çevirmeden vazgeçip merkeze dönüyor ve saldırganlar kaçıyor.

Sahne 11: Halkı galeyana getirip, emniyete yürüten ve gerçek saldırganların izlerini kaybetmesine neden olan uzman çavuş askerî yetkililere teslim ediliyor ve sorgulanmadan serbest bırakılıyor.

Sahne 12: İstihbaratçıların yerel siyasetçiyi ziyarete gittiği kamyonet hâlâ bir sır. Diğer bir esrarengiz nokta ise rehin alınan siyasetçinin nasıl kurtarıldığı. O da tam bir muamma! MOBESE kayıtları ise hâlâ gizleniyor. Ve en önemlisi ise uzman çavuşun o andan itibaren sırra kadem basması. Ne askerî, ne sivil, merak eden kimse yok bu çavuşu!

İşte böyle sevgili okur. Anlaşılan o ki, şu referandum sürecinde gözü dönen Ergenekon ve PKK çetesi her türlü oyunu, her türlü riski göze alarak sahnelemeye devam edecek.

02 Ağustos 2010, Pazartesi
www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=1011280

DEKATLON: VESAYET REJİMİNE TOPLU MUHALEFET!

EYLÜLİSTLERLE HESAPLAŞMAK İÇİN "EVET"!


Seyit Rıza heykeli açıldı
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=30.07.2010&ArticleID=1010790